Bir Psikoterapi Tekniği Olarak Sanat Tarihi Terapisi

İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren bireylerin psikolojik sorunlarını inceleyen farklı psikoterapi ekolleri ve bu ekollerde kullanılan farklı teknikler mevcuttur. Ancak hepsinin ortak amacı, bireysel farkındalık kazandırmak ve terapist ile danışan arasında terapötik ittifakın kurulmasını sağlamaktır. Sanat tarihi ve psikoloji disiplinlerini bir araya getiren sanat tarihi terapisi, sanat tarihinin konusu olan, sanatçının esere madde üzerinden ruhunu aktardığı plastik/görsel sanat eserleri aracılığıyla estetik deneyim yaşanmasını ve psikolojik iyi oluşun arttırılmasını amaçlar. İlk kez bu makalede önerilen sanat tarihi terapisi, bireylerin bilinç dışı süreçlerin açığa çıkarılması, kendini açmanın hızlandırılması ve böylelikle terapötik ittifakın kurulmasında sanat tarihinin malzemesi olan görsel/plastik sanat eserlerinin terapötik araçlar olarak kullanılmasını önermektedir. Sanat tarihi terapisi, bireylerin sanat eseri karşısında yaşadıkları estetik haz ile psikolojik iyi oluşun arttırılmasını ve böylelikle sanatın iyileştirici gücünden psikoterapide yararlanılmasını hedefler. Sanat terapisinin malzemesini, bireylerin kendilerinin yaptıkları eserler oluştururken; sanat tarihi terapisinde farklı sanatçılar tarafından yapılmış eserler (plastik-görsel sanat eserleri) aracılığıyla psikoterapi süreci gerçekleştirilmektedir. Mevcut eserlerin bireylere gösterilmesi, yorumlatılması ve sonrasında bireylerin eserlere ilişkin sanat tarihi disiplini çerçevesinde bilgilendirilmesi ile terapötik sürecin gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.
Sanat tarihi terapisinde yararlanılan sanat eserleri, plastik sanatlar1 veya görsel sanatlar başlığı altında değerlendirilen ve sanat tarihinin konusunu oluşturan eserlerden oluşur. Bu eserlerde sanatçı duygu ve düşüncelerini madde üzerinden belirli bir forma dönüştürür. Bir başka ifadeyle; maddeye şekil verilmesi yani “sanatçının ruhunu madde aracılığıyla ifade etmesi” söz konusudur. Dolayısıyla sanat tarihi terapisinde müzik, edebiyat, opera gibi ses veya ritme dayalı sanat eserlerine yer verilmesi beklenemez. Ayrıca, endüstriyel üretime dayalı eserler de terapide kullanılmaz. Terapide sanat eserleri aracılığıyla bireyin kendisini ifade etmesi, ruhsal çözümlemesinin gerçekleştirilmesi, danışan ile terapist arasındaki terapötik ittifakın kurulmasının kolaylaştırılması ve psikolojik iyi oluşun arttırılması hedeflenmektedir.
Sanat tarihi terapisi; gösterilen sanat eserlerinin bireyler tarafından yorumlanması, bu yorumların psikoterapist tarafından değerlendirilmesi ve sanat tarihi disiplini açısından eserlerin analiz edilmesi şeklinde üç aşamadan oluşur. Terapinin ilk aşamasında, bireylere yaşamın farklı evrelerini ve çeşitli duygu durumları yansıttığı düşünülen sanat eserleri gösterilerek yorumlamaları istenir. Bireylerin gösterilen eserleri yorumlamaları istenerek duygularını, onlarda uyandırdığı çağrışımları ifade etmeleri sağlanır. Bireylerin ilk dikkatini çeken unsurların neler olduğu, onlarda yarattığı izlenimler ve anlamlar kişilerin yaşantılarına, duygularına, kültürel değerlerine vs. bağlı olarak farklılık gösterir. Görsel algılama her insanda farklı nitelikler taşır ve bir objenin nasıl gördüğünden ziyade birey için anlamı önemlidir. Terapi sürecinde yararlanılan bir eser, bazı bireylerde olumlu yaşantıları çağrıştırarak huzur verici olarak algılanırken; aynı eser farklı bireylerde olumsuz yaşantıları çağrıştırıp rahatsız edici olarak algılanabilir. Ancak, her iki durumda da estetik duyum yaşanır. Örneğin; trajedide kahramanların yaşadıkları acı ve korkutucu olaylar bireyleri etkiler ve estetik duyum uyandırır. Ayrıca, sanat eseri üzerinden deneyimlenen estetik duyumun, bireylerin odak noktasını değiştirerek onları gündelik yaşamın üzüntülerinden, kaygılarından, umutsuzluklarından uzaklaştırdığı; farklı duyguların deneyimlenmesini sağladığı söylenebilir.
Terapinin ikinci aşamasında, psikoterapist tarafından bireylerin esere ilişkin yorumları ile bireyin yaşamı arasında bağlantı kurulması amaçlanmaktadır. Bireylerin sanat eserine ilişkin algılarının kendi yaşamları ile paralellik gösterdiği düşünülmektedir. Bu nedenle, terapist tarafından sorulan sorularla bireylerin kendilerini açmaları sağlanır. Böylece, anamnez alma (hastalık öyküsü) sürecinin çeşitli görsel ögeler üzerinden kurulan diyaloglar sayesinde detaylandırılacağı ve hızlandırılacağı düşünülebilir. Bu aşamada, bastırılan ve unutulduğu zannedilen olumsuz yaşam olaylarının hatırlanmasının kolaylaştırılması amaçlanmaktadır. Wilson (1995), sanatın bilinçdışını bilince getirmede ve ilişkiyi kolaylaştırmada önemli bir rol oynadığını belirtmektedir. Buradan yola çıkılarak, görsel sanat eserlerinin bireylerin bilinç dışını açığa çıkarmada etkili rol oynayan terapötik araçlar olarak düşünülebilir. Sanat eseri karşısında çağrışımlarının tetiklenmesi ile birlikte bireylerin duygularının açığa çıkacağı; yani katarsis yaşanacağı söylenebilir. Aynı zamanda sanat nesnesi, psikoterapide büyük önem taşıyan ve iyileştirici gücü olduğu bilinen terapötik bağın kurulmasında etkin rol oynamaktadır (Wilson, 1995). Kırılgan bir kişilik için başka biriyle doğrudan ilişki kurmak zorlayıcı olabilir; ancak bir nesne aracılığıyla daha kolay ilişki kurulabileceği düşünülmektedir. Terapinin son aşamasında ise, eserlerin sanat tarihi disiplini açısından çözümlemeleri yapılarak esere ait teknik bilgiler ile eserin ikonografik ve ikonolojik2 çözümlemesi hakkında bilgiler verilir. Böylelikle, bireylerin odak noktalarının değiştirilerek eser karşısında açığa çıkan duygulardan uzaklaştırılmaları amaçlanmaktadır. Aynı zamanda, bireyin esere yönelik izleniminin sanat tarihi perspektifinden temellendirilmesi amaçlanır. Böylece, bireylerin sanatçıyı ve eserin özünü anlayarak eser hakkındaki algılarının aktarılan bilgiler doğrultusunda değişeceği veya pekişeceği düşünülür. Kazanılan yeni bakış açısı doğrultusunda bireylerin duyumsadığı estetik hazzın da artacağı ve psikolojik iyi oluşu olumlu yönde etkileyeceği düşünülür. Ayrıca, eserin yaratıcısının duygu durumu ve yaşantısı hakkında edindikleri bilgiler bireylerin çağrışımlarını tetikleyebilir, onlara örnek teşkil edebilir ve yalnız olmadıklarını hissetmelerini sağlayabilir. Bu da terapötik ittifak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu sayede bireylerin güvende olduklarını hissederek kendilerini daha rahat açacakları düşünülebilir.

SONUÇ
“Öğrenmenin sonu yoktur sanatta. Keşfedilecek yeni şeyler vardır her zaman. Büyük yapıtlar, her önünde durduğumuzda, değişik görünürler. Onlar da, insan denilen yaratığın kendisi gibi, tükenmez ve önceden kestirilemezler. Kendi serüvenleriyle ve kendi akıl ermez yasalarıyla başlı başına bir heyecan dünyası oluştururlar. Hiç kimse, sanat hakkında her şeyi bildiğini ileri sürmemelidir, çünkü hiç kimse onu tümden bilemeyecektir.” (Gombrich, 1997, 36). Psikoloji perspektifinden ele alındığında sanatın, kendini açmayı kolaylaştırma, farkındalık kazanma ve psikolojik iyi oluşu arttırma üzerinde etkili olduğu görülmektedir. Aynı zamanda yapılan sinir bilim çalışmalarında, bireylerin sanat eseri karşısında deneyimledikleri estetik hazzın da beynin ödül ve haz ile ilişkili bölgelerini harekete geçirerek psikolojik iyi oluş sürecini desteklediği belirtilmektedir. Bu bilgilerden hareketle sanat tarihi terapisi, bireylerin sanat eseri karşısında yaşadıkları estetik deneyim ile psikolojik iyi oluşun arttırılmasını ve böylelikle sanatın iyileştirici gücünden psikoterapide yararlanılmasını hedefler.
Psikoloji ve sanat tarihi disiplinlerini bir araya getiren sanat tarihi terapisi, sanat tarihinin konusu olan görsel-plastik sanat eserlerinin bireylere yorumlatılması, aktarılanların psikoterapist tarafından anlamlandırılması ve eserlerin sanat tarihi perspektifinden değerlendirilmesi aşamalarından oluşmaktadır. Sanatçıların maddeye biçim vererek duygu ve düşüncelerini aktardıkları görsel sanat eserleri aracılığıyla bireylerin duygu ve düşüncelerini harekete geçirmek amaçlanmaktadır. Terapide kullanılan eserlerin görsel sanatlara ait eserlerden seçilmesinin nedeni; bellekte tutmada ve hatırlamada resimlerin, sözcükler veya sözlü bilgilerden daha etkili olmasıdır. Psikanalizin serbest çağrışım yöntemine benzer şekilde bu metot ile görsel sanat eserleri hakkında terapistin soracağı sorular yardımıyla bireylerin geçmiş yaşantılarına ilişkin çağrışımlarının tetiklenmesi ve bilinç dışı süreçlerinin açığa çıkartılması amaçlanmaktadır. Böylelikle, danışanların bastırdıkları, yargılanmaktan çekindikleri duygu ve düşüncelerini sanat tarihi niteliği taşıyan görsel eserler aracıyla terapiste daha kolay aktaracakları söylenebilir. Terapist tarafından anlattıklarının, duygu ve düşüncelerinin yargılanmadığını, anlaşıldıklarını görmenin de danışanla terapist arasındaki terapötik ittifakı geliştireceği düşünülmektedir. Erken dönem çocukluk deneyimlerinin, terapötik ittifakı oluşturma kapasitesinin önemli bir belirleyicisi olduğu savunulmaktadır (Zetzel, 1956: 372). “Terapötik ittifak” kavramı, terapist ve danışan arasındaki ilişkinin doğasını açıklamak amacıyla kullanılmakta (Zetzel,1956: 371) ve terapötik ilişkinin ruhsal iyileşme için gerekli ve yeterli bir etken olduğu belirtilmektedir (Rogers, 1957: 97). Düzenlenen birçok araştırmada, terapinin görev ve amaçlarında iş birliği sağlama ve bu süreç sırasında hasta ve terapist arasındaki duygulanımsal bağ gibi önemli özelliklere sahip olan terapötik ittifak olgusunun, psikoterapinin sonucunun en güçlü yordayıcısı olduğu bulunmuştur (Horvath & Bedi 2002; Horvath, Del Re, Flückiger ve Symonds, 2011). Sonuç olarak sanat tarihi terapisi, bireylerin estetik deneyim yaşamasını sağlayarak psikolojik iyi oluşu arttırmayı amaçlamaktadır. Bireylerin bilinç dışı süreçlerini açığa çıkarma ve terapötik ittifağın kurulmasını sağlama işlevleri açısından görsel sanat eserlerinin psikoterapide yeni bir metot olarak kullanılması önerilmektedir.

index.bg4

index.bg8

Klinik Psikolog - Yard. Doç. Dr. Gizem Akcan

ÖZGEÇMİŞMerhaba, ben Dr. Öğr. Üyesi Klinik Psikolog Gizem Akcan. 2011 yılında ODTÜ Psikoloji Bölümünü Şeref Öğrencisi olarak tamamladım. Üniversite giriş sınavında aldığım derece nedeniyle lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimim boyunca TUBİTAK Üstün Başarı Bursu aldım. Aynı zamanda, ODTÜ İşletme Bölümü’nde Girişimcilik programında yan dalımı tamamladım. Hollanda Groningen University’de Psikoloji Bölümü’nde 6 ay süreyle Erasmus programına katıldım. Daha sonra İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji Tezli Yüksek Lisans programından 2013 yılında mezun oldum. Sonrasında, İstanbul Arel Üniversitesi Klinik Psikoloji Doktora Programını 2017 yılında bitirdim. Ulusal ve uluslararası indeksli dergilerde yayınlanan Türkçe ve İngilizce dillerinde yazılmış makalelerim, yurt içi ve yurt dışı kongrelerde sunulan poster ve sözlü bildirilerim, panellerim bulunmaktadır. Lisans eğitimim sırasında Hollanda Groningen University’de Psikoloji Bölümü’nde 6 ay süreyle Erasmus programına katıldım. Üniversite eğitimi süresince İstanbul Pandost Derneği’nin düzenlediği Obsesif Kompulsif Bozukluk, Panik Bozukluk ve Depresyon konularında eğitim ve workshoplara katıldım. Yüksek Lisans eğitimim süresince Aile ve Çift Terapisi, Oyun Terapisi ve Lisrell Yapısal Eşitlik Modellemesi eğitimleri ve süpervizyonları aldım. Ayrıca, Kognitif Terapi ve Depresyon konusunda Dr. Emel Stroup tarafından düzenlenen Çalışma Grubu’na katıldım. Dr. Emel Stroop’un yanında asistan, Esra Erol Umut Evleri Projesi’nde gönüllü psikolog ve İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji Bölümü ve Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalıştım. Uzun yıllar Prof.Dr. İlkay Kasatura Psikoterapi Merkezi, New Life Danışmanlık ve Psikolium Danışmanlık ve Koçluk Merkezi’nde terapist olarak çalıştım. Yaklaşık 10 yıldır Türkçe ve İngilizce dillerinde yetişkin ve ergen bireylerle bireysel terapi, ilişki ve çift terapisi, aile terapisi, ebeveyn danışmanlığı konularında  online danışmanlık yapmaktayım.